Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği - Narlıdere Cemevi

Neistiyor4

Hazırlayan: Sultan Özer

‘Diyaneti oy avcılığı yozlaştırdı’

Prof. Dr. Alemdar Yalçın (Gazi Üniversitesi Türk Kültürü Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi Eski Müdürü)

Aleviler ne istiyorlar?

Bir kavram karmaşası var. Kafalar karışmış durumda. Böyle bir ortamda sıradan, sade Alevi yurttaşımızın düşüncesini iyi bilmek gerekir. Alevilik ciddi bir gelenek, yol işi. Bir dededen diğer dedeye geçen bir gelenek. Bir kere kaybolmak üzere olan bu geleneği çok iyi belirlememiz gerekiyor. Bir kolaycılık yapılıyor, ‘sözlü kültür’ deniliyor, hayır sözlü kültür değil, çok sayıda yazılı kaynağı var. Bunlar kütüphanelerde, özel ailelerin elinde heder olup gidiyor, bir kısmı yurtdışına gidiyor. Büyük metropollerin dışında, Anadolu Aleviliği geleneğe bağlı olduğu için bir eren veya evliyanın yattığı çevrede öbekleşiyor.

Anadolu Aleviliği bireysel örgütlenmeye dayanan sivil toplum örgütleri. Yani devlet tarafından empoze edilen değil, kendi iç örgütlenmesine bağlı. Bütün dünyada en eski ve örnek örgütler.

Örneğin, Tunceli’de Tocig Baba Yatırı, Düzgün Dede Yatırı var, binlerce kişi toplanırdı. Baba Mahsur’un yatırı var. Oraları tarihi yapısına uygun olarak onartalım. Oralarda sadece dinsel, inançsal ritüeller olmuyor, güzel kaynaşma da yaşanıyor. İnsanlar birbirleriyle buluşuyorlar, sosyal etkinlik yapıyorlar, paylaşım, sevgi ve dayanışma artıyor aralarında. Kentleşmenin getirdiği yabancılaşma ortadan kalkıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın durumu ne olmalı?

Diyanet konusunda şöyle bir sıkıntı var: Diyanet İşleri Başkanlığı bütün Anadolu halkının inançlarının temsilcisi olan bir kurum olarak düşünülmüştü. Mesela başlangıçta başında bir ilahiyatçı yoktu. Hukuk profesörü vardı. Anadolu’da inancı ne olursa olsun bütün toplulukların gereksinmesini orgazine eden bir kurum idi. 1946’da çok partili düzene geçildiği andan itibaren işin içerisine siyasi oy kaygıları girmeye başladı. Maalesef CHP de Demokrat Parti de şöyle düşündüler; ‘Anadolu’nun çoğunluğu, Sünni geleneğe bağlıdır. O halde Sünni geleneğe bağlı gruplara daha çok tolerans gösterirsek daha çok rey alırız.’ Bu taviz kademe kademe 1960’a kadar böyle geldi. 1960’da oluşturulan yapı sonra yeniden bozuldu.

12 Eylül Anayasası’nda ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kanunu hazırlanır’ dendi. Fakat bu kanun henüz yok. Kuruluş kanunu yok yani. Hükümet hazırlık yapıyordu, ama böyle bir güç ve kararlılık yok, önemsediğini de zannetmiyorum.

Kaldırılması Türkiye’de laikliğe karşı büyük bir darbenin başlamasına sebep olur. O zaman mesela Süleymaniye, Sultanahmet, Nuru Osmaniye camilerini tüm gelirleriyle beraber bir sivil toplum örgütüne vereceksiniz. Bu örgüt radikal dinci bir grup olursa o zaman felaket olur, sokakta gezemeyiz. Onlar burada köklenerek geniş, inanmış masum kitlelerin gücünün üzerine oturacaklar. En büyük sıkıntı burada. Bence laikliği koruyacak yapı, Diyanet’in kuruluş kanununu daha düzenli hale getirerek, daha üstte, fazla müdahaleci olmayan ve bütün inançlara kucağını açmış yapı haline getirmek.

Din dersi kitaplarına gelince; 13’üncü yüzyılda Anadolu’da ne İran’daki gibi ne de Araplardaki gibi bir İslamı benimsedik. Hacı Bektaş, Pir Sultan Abdal, Geyikli Baba, Somuncubaba gibi, tamamen hoşgörüye dayanan, bilim ve aklı öne çıkaran çok değerli düşünürlerin anlattığı inancı benimsedik. Mevlana, Kaygusuz Abdal, Emir Sultan, Hacı Bayram Veli, Gül Baba gibi, daha çok isimler var. Bu insanların düşüncelerini anlatan din ve ahlak bilgisi kitabı hazırlansın. Bu Sünni çocuğa da Alevi çocuğa da seslensin. Bir din ritüelini, din dersi öğretmeni sıraları birleştirip de namaz kıldırtarak yaptırmasın. Sevgi, hoşgörü, barış, dayanışma, eşsiz bir materyal zenginliğimiz var. Bunlar din ve ahlak kültürü olarak öğretilsin.

Cemevlerine yaklaşım ne olmalı?

Cemevlerinin kurulmasında dikkatli olmak gerekiyor. Kutsal ziyaret yerleri var, ihmal edilirse gelenekten kopuş olur. Örneğin Şahkulu Dergahı varken orada ayrı bir cemevi kurmaya gerek yok. Alevileri, Alevi geleneğinden koparmamak konusunda titizlik olmalı. İstanbul’da birçok terk edilmiş ziyaret yerleri var. Şahkulu’nu, Karacaahmet’i, Garipdede’yi biliyoruz ama İstanbul’da bildiğim 150’nin üzerinde böyle yer var. Buraların, masrafları bakanlıktan karşılanarak hemen restore edilmeli, halkın da buralarda toplanması sağlanmalı. Buraların olmadığı yerlerde cem ve kültürevleri olabilir.

Devlet Alevilerden ne istiyor, nasıl bakıyor Alevilere?

Devleti yöneten kişilerin Anadolu Aleviliği konusunda bilgi birikimleri yok. Devleti yöneten kişilerin, Başbakanın, cumhurbaşkanının doğru bilgilendirilmesi gerekiyor. Laikliği özümsemiş devlet görevlileri Anadolu Aleviliğine son derece samimi ve sempati ile bakıyor, laikliğin çimentosu olarak değerlendiriyorlar. Bir grup ise ‘acaba Türkiye’de bir Alevi-Sünni kavgası çıkar mı’ kaygısında. Bir grup da baskın Sünni eğitim alanlar, hükümette olduğu gibi Anadolu Alevilerinin Sünnileştirilmesinden yana. Amaç ‘Aliyi sevmekse ben daha çok Aleviyim’ gibi... İnançsızlık, samimiyetsizlik var. Devletin üst kademesinde yer alıp, devleti işleten kurumlarda Anadolu Aleviliği ile ilgili ciddi bilgi eksikliği var. Bilinmeyenler aydınlandıkça, bilgi eksikliği ortadan kalktıkça kaynaşmamız da daha kolay olacak. Bu bakımdan olumluya doğru gidiş var.


‘Alevilere siyasette yer yok’

Fermani Altun (Ehlibeyt Kültürünü Yayma Vakfı Başkanı)

Siyasi partilerin yapısına, politikalarına, icraatlarına baktığınızda Alevilere kolay kolay yer vermediklerini görürsünüz. Diyanet’i masaya yatırıp, çağdaş, demokratik ülkelerle aynı düzeye getirmek için mücadele vermiyorlar. Bütün hükümetler, partiler öteden beri gözardı etmiş, yok saymış Alevileri. ‘Ayrım yapmıyoruz’ diyenlerin hepsi yalan söylüyor. Belki dünyada bu kadar somut, açık ayrımın olduğu başka bir alan yoktur. İlim ve bilgi zemininden uzaklaştığı için inanç önderleri yetişmemiştir. Parçalanmaları, değişik kimlik arayışları kimlik sorunları hep bundan kaynaklanıyor. Birçok sıkıntı sorun, büyük bölünmeler varmış gibi görünüyor ama bunlar sistemin uygulamalarından kaynaklanıyor. Bakarsan Sünni kesimde binlerce tarikat, birbirine karşıt gruplar var. Bizde de kimi ‘İslamın içindeyiz’, kimi ‘değiliz’, kimi ‘kültürüz’ diyor. Nedeni eğitimden, kültürden, inançtan uzaklaşmalardan kaynaklanıyor.


‘Aleviler ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor’

Ercan Geçmez (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı G. B.)

Türkiye’nin demokratik, evrensel hukuk normlarına kavuşmalıdır. Bunları sağlanmadığı sürece Alevilerin sorunlarını da çözme imkanı yoktur. Aleviler devlet kurumlarında hâlâ ikinci sınıf muamele görüyor. Kendisine laik, hukuk devleti diyen devletin hiçbir kurumunda inanç merkezi olmaması lazım. TBMM’de, her kurumun altında bir mescit ya da cami vardır. Bunlar dahi büyük ayrımcılıktır. Meclis Başkanı ‘buyrun Aleviler gelsin Meclis’te cemevi açalım’ diyor. Siz Meclis Başkanı olarak cemevleri yasasını çıkartmıyor, karşı duruyor sonra korsan cemevi teklifinda bulunuyorsunuz. Bunlar ayıptır, hakaret olarak görüyoruz. Alevilerin sorunlarını sadece AKP Hükümeti’ne bağlamak da yanlıştır. 1982 Anayasası’nı hâlâ taşıyoruz. 1982’den sonra o kadar çok hükümetler değişti ki. Türkiye’nin utancı zaten 12 Eylül Anayasası ile yaşamaktır. Hâlâ kendilerine ‘laik, demokrat, çağdaş’ diyen insanlar o anayasanın arkasına sığınıyor. 82 Anayasası’nın getirdiği kurumları çağdaştır diye korumakla bir şey yapamazsınız. Çünkü o anayasanın temeli cuntadır, onun temelinde haksızlık, eşitsizlik vardır.


‘Alevi hareketi homojen değil’

Doç. Dr. Ayhan Yalçınkaya (Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi)

Alevilerin 84-85 sonrası başlayan 90’lardan sonra giderek ivme kazanan hareketi dünyadaki son gelişmeler çerçevesinde ele alınmalı. 1984-85’ten 1990’a kadar Alevilik hareketi ile milliyetçilik arasında bir ilişki kurulması zordu, bugünse kızıl elmacı bir Alevilik eğilimi bile belirmiş durumda. Bunun Kürt sorunuyla, AB’yle ilgisi var. Bunları ihmal edersek Aleviliğin 2000’li yıllarda neden milliyetçilik problemiyle hesaplaşmak zorunda kaldığını açıklayamayız. Bunun Aleviliğe ilişkin özel bir perspektif olduğunu düşünmüyorum. Genel olarak dünyayı algılama-çözümleme tarzlarımızla ilişkili. Marksist bir perspektiften Aleviliğe yaklaşacaksak öncelikle kendi perspektifimizin diğer meselelerde de Marksist çizgiye uygunluğundan emin olmalıyız.

Alevi hareketi dediğimizde homojen bir hareketten söz etmiyoruz. Örneğin Alevi hareketi Cem Vakfı’nın temsil ettiği bir hareket midir? Alevi Bektaşi Federasyonu’nun temsil ettiği bir hareket midir? En gelenekselinden, bir tür yeni tarz Protestan İslamiyeti inşa etmeye çalışan bir hareket midir? Hem evet, hem hayır. Uzlaşıyor gibi göründükleri şeyler var. Net olarak açığa çıkmış değil. Bütün Alevi örgütleri zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyor görünüyor, buna rağmen ABF hariç hiçbiri bir kampanyaya girişmiyor. Örneğin “Çocuğumu din dersine göndermiyorum” kampanyası kimsenin aklına gelmiyor. 20 miyon Alevi olduğu söyleniyor. Bunun 1 milyonu bu dersi alıyordur, bir hafta çocuklar bu derse girmese seyredin kopacak gümbürtüyü. Talebe rağmen birleşemiyorlarsa bunun arkasında farklı politik kavrayışlar yatıyor. Alevi hareketi içinde faşist, kızılelmacı bir damar da var, sosyalizmi ciddi biçimde önemseyen ya da geleneksel Kemalist reflekslere sahip, CHP’nin temsil ettiği sağ oluşumlara yakın büyük bir kütle de var. Bu hareketi homojen analiz şansımız çok fazla yok.

BİTTİ

05.07.2006

KAYNAK: http://www.evrensel.net/

 

Bugün 57 ziyaretçi (89 klik) kişi burdaydı!
Copyright FıraT




Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol